Roma Gezilecek Yerler

Geçmişi antik çağlara kadar uzanan ve Hıristiyan âlemine ait birçok simgeye sahip olan bu şehirde ilgi alanlarınız rotanızı belirlemenizde size yol gösterici olacaksa da Kolezyum ve Panteon gibi sadece kent simgeleri olmayıp bütün Avrupa’da da mutlaka görmeniz gereken yerler arasında sayılan eserler de yer almaktadır. Roma’yı keşfederken ziyaret noktalarınızı çeşitlendirmeniz tavsiye edilmektedir. Böylece art arda çok fazla antik alan veya kilise gezintileri yapmamış olacak, İspanyol Merdivenleri ve Trevi Çeşmesi gibi çok daha önemli turistik cazibe noktalarını es geçmeden şehrin diğer kent simgelerini keşfedebileceksiniz. En özverili gezgini bile alt edebilecek büyüklükte olan Roma’da arada sırada arkanızı yaslayıp bir parkta veya kaldırım kafesinde tatlı hayatın keyfini çıkarmak yerinde bir karar olacaktır.

Kolezyum ve Konstantin’in Tak’ı

Eyfel Kulesi’nin Paris için taşıdığı anlam ne ise Flavian Amfitiyatrosu’nun silüeti de Roma için aynı anlamdadır. Roma antik döneminden günümüze kalan en büyük yapı olan Kolezyum spor alanları için model olarak kullanılmaya devam edilmektedir. Günümüz futbol stadyumlarının tasarımı bu oval Roma planına dayanmaktadır.  Binanın inşasına M.S 72 Vespasian tarafından başlanmış, daha sonru oğlu Titus’un dördüncü katı ekleyerek genişletmesiyle M.S 80 yılında müthiş oyunlar eşliğinde resmen açılmıştır. Kolezyum İmparatorluk Makemesi üyelerinin ve devlet erkanının ilk kattan, aristokrat Roma ailelerinin ikinci, halkın üçüncü ve dördüncü kattan izleyebildikleri tiyatro gösterileri, sirkler, festivaller veya oyunlar gibi çeşitli aktivitelerin düzenlenmesi için yeterli büyüklüğe sahiptir. Kolezyum’un yanında 312’deMilvian Köprüsü’nde kazandığı zafer ardından imparatoru “şehrin kurtarıcısı ve barışı getiren” kişi olarak onurlandırmak amaçlı, senato tarafından inşa edilen zafer kemeri yer almaktadır.

Vatikan Şehri

Vatikan yarım kilometrekareden daha az bir yüzölçümüne sahip, çoğu kısmı Vatikan surlarıyla çevrili olan dünyanın en küçük bağımsız devleti olarak bilinmektedir. Şehrin içinde Roma Katolik Kilisesi’nin lideri Papa tarafından yönetilen Vatikan Sarayı ve bahçelerinin bulunduğu, Aziz Petrus Bazilikası ve Aziz Peter Meydanı’nı kapsayan bir alan bulunmaktadır. Bu derli toplu ve sıkıştırılmış alan ziyaretçilere müzeleri ve büyük bazilikanın yanı sıra birçok eseri keşfetmeleri fırsatını sunmaktadır. St. Peter Bazilikası  Michelangelo’nun baş yaptı olan Pieata heykelinin yanı sıra Bernini ve diğerlerinin mihraplarına ve heykellerine de ev sahipliği yapmaktadır. Vatikan müzelerinin şüphesiz en dikkat çekici noktası Michelangelo’nun en ünlü eseri olarak bilinen, olağanüstü fresklerle kaplı tavanıyla Sistina Şapeli’dir. Vatikan Sarayı’nın içinde Borgia Daireleri, Raphael Odaları ve Vatikan Kütüphanesi’nin yanı sıra Dünyevi Sanatlar Müzesi, Resim Sergisi, Etrüsk Medeniyeti Müzesi gibi diğer birçok müze yer almaktadır. Papalığa ait sayısız eserden, dini temaları yansıtan 20. yüzyıl sanat eserlerine kadar birçok parçayı barındıran koleksiyonlar bu müzelerde ziyaretçilere sunulmaktadır. Vatikan’ın en gözde noktalarına ziyaret biletleri uzun kuyruklarda saatlerce bekledikten sonra elde edilebilmektedir. Zamandan kazanmak için St. Peter Bazilikası’nın, Sistina Şapeli’nin ve Vatikan Müzeleri’nin dahil olduğu, küçük grup turları şeklinde önceden ayarlanmış organizasyonlar olarak satışa sunulan “Skip The Line” biletini satın almanız söz konusu olabilmektedir. Bu üç saatlik tur uzun sıraları atlayarak, donanımlı bir rehber eşliğinde doğrudan müzelere giriş imkanı tanımaktadır. Birkaç farklı kalkış saati düzenlenmekte olup bunlardan birini veya bir gece ya da küçük grup turunu seçmeniz de mümkün olabilmektedir.

Pantheon

Pantheon Roma antik çağına ait olan anıtlardan en iyi korunanı olarak bilinmekte ve 2000 yılı aşkın bir süredir dikkat çekecek derecede sağlam ve bozulmamış kalarak günümüzde de en ilgi çekici eserlerden biri olmaya devam etmektedir. M.S. 80 yılındaki yangından sonra tekrar inşa edilmiştir ve ortaya konan tuğla işçiliği Roma inşaatçılarının olağanüstü teknik ustalıklarının bir göstergesi olmuştur. Roma iç mimarisinin en büyük başarısı olarak kabul edilen 43 metre uzunluğundaki kubbe duvarların içine gizlen destekler sayesinde asılı durmakta ve kubbenin merkezinde yer alan ağız binanın tek ışık kaynağını oluşturmaktadır. Yükseklik ve çapın aynı ölçülerde olması iç mekanın ahenkli etkisinin bu orantısallıktan kaynaklanması sonucunu doğurmaktadır. 609 yılında Papa IV. Boniface tapınağı meryemana ve tüm Hıristiyan şehitlerine ithaf etmiş ve bu tarihten itibaren de mekan İtalyan krallarının ve Raphael’in de dahil olduğu ünlü İtalyanların mezar yeri haline gelmiştir.

Trevi Çeşmesi

Şehrin en gözde turistik mekanlarından biri olarak sayılan bu 17. Yüzyıl ustalık abidesine bir adet madeni para atma geleneği, Roma’ya geri dönme şansınızı simgelemektedir. Roma’nın en büyük çeşmesi olan Trevi Çeşmesi Papa XII Clement için 1732-1751 yılları arasında Dukes of Poli Sarayı’nın arka duvarı karşına Nicolo Salvi tarafından inşa edilmiştir. Atlar, deniz salyangozları ve kabukları ile birlikte deniz tanrısı Neptün tasvir edilmekte ve suni kayalıklar çevresinde akan su daima madeni paralarla dolu olan bir havuzda birikmektedir.

Roma Forumu

Roma hükümetinin ve yaşantısının ihtişamlı döneminin sadece küçük bir bölümünü gözler önüne seren bu merkez özellikle asırlar boyu ayakta kalan sütunları, duvar kalıntıları ve zafer kemerleri ile hala ziyaretçilerini etkisi altına almaktadır. Forum Roma İmparatorluğu’nun ve batı dünyasının tarihini yansıtmaktadır. Roma siyasi ve dini hayatı burada şekillenmiş mahkemeler, buluşma noktaları ve pazarlar burada merkezileştirilmiştir. Ancak yedinci yüzyıldan sonra binalar yıkılmış ve eski kalıntıların ortasına kiliseler ve kaleler inşa edilmiştir. Antoninus Pius Tapınağı, Satürn Tapınağı, Roma Mahkemesi, Tutis Kemeri, Castor ve Pollux Tapınağı ve Vesta Tapınağı mutlaka keşfedilmesi gereken noktalar arasında gösterilmektedir.

İspanyol Merdivenleri

Merdivenler adını Roma’nın en tipik meydanlarından biri olan Piazza di Spagna’dan almakta ve Fransız kilisesi olan Trinita dei Monti’ye kadar uzanmaktadır. Merdivenler turistler için en gözde uğrak noktalar arasında yer almakta ve yılın her mevsiminde ziyaretçilere farklı şeklindeki deneyimler sunmaktadır. İspanyol Merdivenleri’nin eteğinde bulunan ve Barcaccia olarak bilinen tekne şeklindeki çeşme Barok mimarı Gian Lorenzo Bernini’nin babası Pietro Bernini tarafından tasarlanmıştır. 1502 yılında XII. Louis tarafından inşasına başlatılan Trinita dei Monti Kilisesi’nin orijinal Gotik kemerlerinden bazıları hala korunmakta ve kilise Michelangelo’nun öğrencilerinden Daniele da Volterra’nın da ”Entombment” tablosuna ev sahipliği yapmaktadır. Piazza di Spagna’nın güneybatısında yer alan ve Roma’nın en gözde alışveriş caddelerinden biri olarak bilinen Condotti Via Condo sanatçıların, yazarların ve müzisyenlerin uğrak noktası olan Caffé Greco ile ün yapmıştır. Edebiyatseverlerin İngiliz şairlerin portrelerini ve sergilerini görebilmeleri için Keats and Shelly’nin Evi’ni ziyaret etmeleri özellikle tavsiye edilmektedir.

Vittoriano

  1. Victor Emmanuel Ulusal Anıtı 1885-1911 yılları arasında Risorgimento’nun ve İtalyan birliğinin 1870 yılındaki başarısını kutlamak için inşa edilmiştir. 135 metre uzunluğunun yanı sıra 130 metre derinliğe ve 70 metre yüksekliğe sahip olan bu muhteşem yapı Anavatan Mihrabı ve Bilinmeyen Askerin Mezarı gibi dikkat çekici noktalara ev sahipliği yapmaktadır. Anıt evlerinin doğu bölgesinde ise İtalyan bağımsızlık hareketini gözler önüne seren Museo Centrale de Risorgimento müzesi yer almaktadır.

St. John Lateran Bazilikası

Papa’nın piskoposluk kilisesi olarak bilinen Aziz John Lateran Roma’nın en etkileyici kiliselerinden biri olmaktadır. Yüzyıllar boyunca süregelen tadilatlar sonrasında Konstantin çağından itibaren orijinal halini korumaktadır. Ön cephesinde salt barok bezemeler yer almakta ve apsisteki mozaiklerin yanı sıra 16. Yüzyıla ait ahşap tavan ilgi çekici ve görülmesi gereken noktalar arasında bulunmaktadır. Buradaki sekizgen vaftizhane Konstantin tarafından inşa edilen dünyanın en eski vaftizhanesi olarak bilinmektedir. Meydanın karşısında bulunan Scala Santa Kilisesi’nde dördüncü yüzyılda St. Helen tarafından Kudüs’teki Pilatus Sarayından getirildiğine inanılan 28 basamaklı Kustal Merdiven ziyaretçilerin ilgi odağı olmaktadır.

Diocletian Hamamı Ulusal Müzesi

İki kilise, Carthus Manastırı’nın büyük bir bölümü ve müzenin de içinde bulunduğu Diocletian’ın hamamı oldukça geniş bir alanda yer almaktadır. Roma Ulusal Müzesi’nde antik döneme ait hazineler yer almakta ve müze Yunan ve Roma heykellerine, Hıristiyanlık öncesi ve sonrası dönemlerine ait lahitlere, mozaiklere ve fresklere ev sahipliği yapmaktadır. San Bernardo alle Terme Kilisesi 16. Yüzyılın sonlarında hamamın köşesinde yer alan bir rotondada inşa edilen kubbeli bir yapıdır.

Palatino Tepesi

Tiber’den 50 metre yukarıda kurulan Palatino Tepesi Roma’nın en erken yerleşim yeri olduğunun kanıtlarını gözler önüne sermektedir. Kibele Tapınağı’nın önünde yer alan kayaların M.Ö. 9. yüzyıla kadar uzanan insan etkinliklerinin göstergesi olmaktadırlar. Daha sonraları imparatorlar ve büyük aristokrat ailelerinin sarayları için seçtikleri bir alan olarak düzenlenmiştir. Teras parklarının, köşkün, çiçek yataklarının, çayırların, çeşmelerin ve ağaçların yer aldığı ve toplumsal buluşmaların gerçekleştirilmesi için tasarlanan Farnese Bahçeleri 16. Yüzyılda Kardinal Alessandro Farnese adına kurulmuştur. Yer altı Gizli Geçidi, Augustana Evi, Livia’nın Evi, Flavia Evi ve en önemlisi Septimius Severus Hamamları Palantino Tepesi’nin en ilgi çekici noktaları arasında sayılmaktadır.  Roma’nın muhteşem antik tarihini etkileyici kalıntılarla harmanlayan Palatino Tepesi olağanüstü bir keşif merkezidir.

Piazza Navona

Roma’nın en karakteristik Barok meydanlarından biri olarak anılan Piazza Navona İmparator Domatian tarafından inşa edilmiştir ve Roma Stadyumu’nun ana hatlarını oluşturmaktadır. Ortaçağda festivaller ve at yarışları için kullanılan yapı, batı kısmında yer alan olağanüstü saraylar dizisi ve Sant’Agnese Kilisesi’nin de tasarımcısı olan Borromini tarafından Barok tarzda tekrar inşa edilmiştir. Sant’Agnese’nin yer altı türbesi Allessandro Algardi’nin “St. Agnes Mucizesi” eserine ve Roma’ya özgü mozaik zemin kalıntılarına ev sahipliği yapmaktadır. Kilise İtalya ve diğer ülkelerde Barok ve Rokoko tarzında inşa edilen kiliseler için model yapı olarak kabul edilmektedir. Meydanı ve çevresinde yeralan cephelerin tasarımı Borromini’ye ait olmasına karşın, merkezdeki olağanüstü Barok çeşme Fontana dei Fiumi’yi yaratan Bernini olmuştur. Çeşme bulundukları kıtalarda en büyükleri oldukları düşünülen Nil, Tuna, Gang ve Rio de la Plata nehirlerini temsil etmekte ve her birinin kendi bölgelerine ait bitki ve hayvan figür tasvirleri çeşmede ayrıca yer almaktadır. Meydandaki diğer iki çeşme, Giacomo della Porta tarafından yaptırılan Palazzo Pamphili’nin önünde bulunan 16. Yüzyıldan kalma Fontana del Moro ve 19. yüzyıldan günümüze gelen Neptün figürüyle ün salmış Fontana del Nettuno’dur. Bu gün meydan Romalılar, sokak sanatçıları ve turistleri kendine çekmekte, Aralık ayında kurulan en büyük Noel pazarlarından birine de ev sahipliği yapmaktadır. Yakınlarında yer alan ve Piazza ile Panteon arasında bulunan San Luigi dei Francesi Kilisesi 16. Yüzyıla ait Carravaggio imzasını taşıyan üç önemli tabloyu barındırmaktadır.

Caracalla Hamamları

216 yılında Caracalla tarafından inşası tamamlanan bu yapı aslında bir hamadan çok daha fazlasıdır. Yapının içinde sıcak ve soğuk su hamamları, buhar saunaları, jimnastik ve spor tesisleri, yüzme havuzu ve sosyal etkinlik odalarının yanı sıra kütüphaneler, bahçeler, çeşitli dükkanlar ve kuaförler de yer almaktadır. 1500 kişilik bir kapasiteye sahip olan mekanın zemini ve duvarları mermerler, mozaikler ve fresklerle kaplıdır. Bu görkemli yapı 300 metrekarelik bir alana yayılmakta, devasa kolonlar ve tonozlar tarafından desteklenen muazzam büyüklükteki hollerin yer aldığı bir sosyal tesis yapılanması olarak günümüzde hala göz kamaştırıcı bir ziyaret noktasıdır.

Trajan Forumu

Roma İmparatorluğu’nun en büyük ve günümüze kadar en iyi korunmuş forumu olan Trajan Forumu ikinci yüzyılın başlarında inşa edilmiştir ve tapınak, bir dizi pazar, imparatoru onurlandıran üç adet anıt ve bazilikanın yer aldığı anıtsal bir komplex yapıya ev sahipliği yapmaktadır. Ortaçağ’da Torre delle Milizie, Santa Maria di Loreto ve Santissimo Nome di Maria ikiz kiliselerinin de dahil olduğu yeni binalar inşa edildi. Ayrıca kütüphanelerin arasında yer alan, günümüzde Roma İmparatorluğu’nun gücünü ve heykeltıraşlarının yeteneklerini görkemli bir şekilde gözler önüne seren Trajan Zafer Sütunu’nu görmek de mümkündür. 38 metre uzunluğundaki sütun 200 metrelik bir friz ile süslenmiştir ve 2500’den fazla figürle Trajan’ın savaşlarını tasvir etmektedir. Kırmızı tuğla duvarları ve pazar salonlarının üç katlı tonoz çatıları Quirinal tepesinin yamacında forumun arka kısmında yükselmektedir.

Yer altı Mezarları ve Apiyan Yolu

San Callisto ve San Sebastiano Yer altı Mezarları Via Appia Antica’da yer alan yumuşak tüfelere oyulmuş çok katmanlı geçiş yolları ve odaların bulunduğu yer altı defin alanlarıdır. Mezarların yanı sıra St. Callixtus hem pagan hem de erken Hıristiyan dönemine ait duvar resimleri ile 290 ve 310 arasında inşa edilen altı kutsal şapele ev sahipliği yapmaktadır. Roma’nın yedi adet hac kilisesinden biri olarak bilinen San Sebastiano dördüncü yüzyılda bir Konstantina bazilikasının temellerinin atıldığı ve eski mezarların bulunduğu alana inşa ediliştir. Mezar odaları tablolara, sıva dekorasyonlarına ve M.S. 1. Yüzyıla ait yazıtlarla ev sahipliği yapmaktadır. San Callisto mezarlarının yakınında Via Appia Antica’nın batısında yer alan Domitilla Yer altı Mezarlığı Roma’daki en ilgi çekici yerler arasında ayılmakta ve 15 kilometrelik yer altı odaları ve pasajlarıyla tam bir yer altı müzesi niteliğini taşımaktadır. O bölgede şehit düşen azizlere, Achilleus ve Nereus’a ithaf edilen bazilika Ortaçağa kadar hac yolunun önemli bir noktası olmaktaydı. Galerileri 80’den fazla resimli mezara ve ikinci yüzyıla ait “Son Yemek” duvar freski ne ev sahipliği yapmaktadır. Porta San Sebastiano’nun dışında yer alan Drusus Kemeri Roma’nın en eski ve önemli anayollarından biri olan ve M.Ö. 300 yılında inşa edilen Via Appia Antica’nın başlangıç noktasının yanında yer almaktadır. Yol ile paralel olarak ilerlendiğinde şehre su taşıyan bazı su kemerlerine ve aristokrat Roma ailelerine ait mezar kalıntılarına rast gelmek mümkündür. Caecilia Metella ve kocasının birinci yüzyıldan kalma mezarı bu kalıntılardan en bilineni ve belirgin olanıdır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here